Sitedeki Türkçe kullanımı ve komedyenlik
20 Ekim 2006 Kategori: MD
Hazır haftasonu da gelmişken, gelin biraz önemsiz konulardan bahsedelim. Örneğin yazılarımdaki dil kullanımı. Nereden mi icap etti? Apple’nin 4. çeyrek finansal raporlarıyla ilgili yazıma, Canada’dan gelen yorumdan. Türkçe’ye, anadilime çok büyük önem veren ben, farkında olmadan komedyen olmuşum.
Sitedeki yazılarımda, yabancı kelimelere (isim) gelen durum ve iyelik eklerini kelimenin okunuşana değil de, olması gerektiği gibi yazılışına göre vermem, kimi okurlara komik geliyormuş. Çok uzatmadan (yalan), bu konudaki tavrımı da ilk ve son kez belirtmek istiyorum. Konu sıkıcı geliyorsa, hiç okuyup kafanızı yormayın, Sözün özü… ile başlayan son satıra atlayın.
Halkın öğrenim ortalamasının ilkokul 3 olduğu, hâlâ okuma-yazma bilmeyen nüfusun bulunduğu bir ülkede; insanlarımız Sİ-AR-AR’da konser izleyip, Boynır’dan kazak alıyorken, gecekondusundaki 32inç-5000 kanallı dijital tivisinden, şov tivi izleyip, dividi satın alıyorken, Türkçe yerine Türkçe-İngilizce karışımı tarzanca bir dili benimseyip, oha oluyorken, Hacıyatmazoğulları şovrumundan çekyat ve Türk Telekom’dan gotalı EY-Dİ-E-SEL hizmeti alıp, Prestige takunya giyerken, başbakan The Ümmete Sesleniş yapıp, aynı cümlede hem maşallah hem okey kelimelerini kullanırken…
…Türkçe’ye önem veren, anadilini kullanırken özen gösterenler komik oluyorlar. Hiç şaşırtıcı değil. Toplum altı kaval üstü şişhane yoluna devam ederken, Türkçe’yi bırakın korumasını, korumaya çalışanlara saygı duymasını bile beklemek safdillik olur. London’u Londra olarak kabul eden insanımız, elbette San Fransisko’yu yadırgar. Londra’nın sözlüğüne nasıl girdiğini ya da 50’lerden sonra hızla başlayan dilde yozlaşma-siyasette Americanlaşma süreciyle, gazetelerdeki Vaşington’ların nasıl Washington’a, rus salatasının nasıl American salatasına dönüştüğünü sorgulamadan, dilinin özüne sahip çıkmaya çalışan sizi idam sehpasına oturtuverir: Komiksin!
Kütüphanemde Orhan Velidedeoğlu’ndan, Feyza Hepçilingirler’e, Oktay Sinanoğlu’na kadar onlarca Türkçe kitabı var. Türkçe’yle, dilbilimiyle ilgili okuduğum kitaplardan, yabancı kelimelerin (isimlerin) Türkçe’de kullanımı ile ilgili öğrendiğim iki önemli kural var. Birincisi “yabancı isimlere” gelen eklerin, kelimenin yazılışına göre ek alması gerektiği. İkincisi de, latin abecesi dışındaki dillerden gelen kelimelerin, okunuşlarıyla yazılacağı (anlı şanlı basınımız, Rusya’dan gelen Stevoniç isimli futbolcuyu Stevonich diye yazıyor!). Ayrıca, latin abecesiyle yazılan batı yerleşim yerleri vb. isimlerin de Türkçe’ye uygun şekilde yazılmasında sakınca olmadığı da (Washington-Vaşington, New York-Nev York vb.) bir gerçek.
İlgili mesajın yorumunda da belirttim. Türkçe’de yabancı kelimelere gelen ekler okunuşa göre değil, yazılışa göre verilir. Çünkü her vatandaş yüzlerce dildeki milyonlarca kelimenin okunuşunu bilmek zorunda değildir. Okunuş her ağıza göre değişir, yazılış ise sabittir. Dolayısıyla ek de buna göre verilir. Apple’ye şeklinde yazar ama epıla şeklinde okuruz (asıl okunuşu biliyorsak). Bu hem okunuşu kolaylaştırır, hem de anlam bütünlüğünü bozmaz. Ben çok az Fransızca biliyorum. Gazetelerde, kitaplarda bir cümlede ek almış Fransızca kelimeyle karşılaşınca, o kelimenin nasıl okunduğuna takılıp kalıyorum. Çünkü yazıları yazanlar eki yazılışa göre değil, okunuşa göre veriyor. Böylece ben o kelimede takılıyorum, okuduğumdan hiçbir keyif almıyorum. Herkes her dili, her kelimenin okunuşu bilemeyeceğinden, sondan eklemeli, dünyanın en güzel dillerinden birisi olan Türkçe’de böyle bir kural oluşmuştur. Yabancı isimlere ekler yazılışa göre verilir. Elbette anlı şanlı medyada, Ntvmsnbc.com gibi sitelerde bu kuralın uygulandığını göremezsiniz. Hangi dil kuralına uyulduğunu görüyorsunuz ki oralarda? Hazretler -de -da eklerini ayrı yazmayı bile beceremiyorlar.
Sözün özü: Yazılarımda taviz vereceğim son şey Türkçe’dir. Benim tarzım, yazı üslubum budur. İster komik bulun, ister gülünç, ben Apple’nin demeye devam edeceğim. Siz isterseniz Apple’ı yazın ve onu savunun. Benim için komik olmazsınız. Kendi tercihiniz…
“Sitedeki Türkçe kullanımı ve komedyenlik”: 18 Yorum
Yorumunuzu Yazın
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.


Haklısın üstad.
Herşeyde olduğu gibi dilde de bayağı bir batı özentiliği almış başını gidiyor. İşin vahim tarafı hem bilmiyorlar hemde pervasız ve laubaliler. Tıpkı 80′ler gibi
Yabancı şehirlerin yazılışıyla ilgili yorumunuza katılıyorum. Vaşington yazmakta bir yanlışlık yok. Telaffuz ederken de zaten bir Amerikalı gibi yuvarlayarak “Woooaşingtın” demiyoruz “Vaşington” diyoruz.
Ama DVD, ADSL, FM gibi açılımı ingilizce olan kısaltmalar ingilizce okunur diye biliyorum. Nasıl TRT’ye TiaRTi demiyorsak EY-Dİ-ES-EL’e de ADeSeLe demiyoruz. Belki DVD için istisna yapabiliriz çünkü orijinaline sadık kalıp Dijital Video Disk şeklinde okunabilir. Yanlışım varsa düzeltin lütfen.
Amerikan salatasının da daha çok İstanbul’da kullanıldığını gördüm. Mesela Ankara’da karşılaştığım herkes buna Rus Salatası diyor. İşin ilginç yanı hazır meze satan bir firmanın paketinde Türkçe olarak Amerikan Salatası yazarken altında ingilizcesi “Russian Salad” olarak verildiğini görmüş ve çok gülmüştüm. İlginç bir ayrıntı.
Türkçe kitaplarında da bazı karışıklıklar var. Mesela Feyza Hepçilingirler kitabında Türkçe’nin sanılanın aksine yazıldığı gibi bir dil olmadığını kanıtlamak için “öge” örneğini veriyor. “öge” yazılır fakat “öğe” okunur diyor. Şimdi bunun doğruluğunu kanıtlamak da pek mümkün değil siz ne düşünürsünüz bilmiyorum. Ama bazen kitaplardaki kurallar pratik uygulamayla ters düşebiliyorlar. Benim şahsi fikrim “Apple’ı” şeklinde yazmanın kişiye o kelimenin telaffuzu hakkında ipucu verdiği ve bunun yanlış olmadığı.
Sevgili Ethem, yaptigina saygi duyuyorum.
Problem belki de TDK’nin standartlari belirleyememis olmasidir.
Amerika’nin her sehri icin dilmize kelime mi ekleyecegiz? New Zeland, Yeni Zelanda olmus, guzel olmus. New York’u nasil kullanacagiz? Ayni modeli kullanirsak Yeni York olur, senin yaptigin gibi, okundugu gibi yazilirsa Nivyork olur.
Diger bir problem de Ingilizce kelimelerin standart bir okunusa sahip olmamasidir. Tsawwassen sehrini, o sehirde yasayanlar bile 2-3 farkli sekilde okuyor
Turk gazetelerin hepsi okudugu gibi yazarsa sonuc yine komik olur.
Yabanci sehirlerin ve isimlerin Turkcelestirilmesi, bana garip gelse de, anlasilabilir.
Ama, “yabancı isimlere gelen eklerin, kelimenin yazılışına göre ek alması gerektiği” kuralini hayatimda ilk defa duydum ve senin uygulaman bana gulunc geldi. Yaptigina kesinlikle saygi duyuyorum ama bunu TRT dahi uygulamiyorken, burada gormek ilginc geldi.
Bu sitenin ziyaretcilerinin HEPSI Apple’in nasil okundugunu biliyor. Hatta cogunluk, bir cok yabanci kelimenin nasil okundugunu da biliyor. Hic bir ziyaretcinin alisik olmadigi bir bicimde ekler kullanman, bir cok cumlenin akisini bozuyor ve negatif bir kullanici deneyimine sebep veriyor.
Bu konuya gelene kadar, sitendeki tutarsiziklari da inceleyebilirsin. Mac OS X Leopard mesela. Leopard’i, Leopar olarak degistiriyorsun ama diger bir cok yabanci ozel isim ayni kaliyor.
Sevgili Erinç,
Seviyenizi ilk yorumunuzda ortaya koydunuz. Gereksiz yere sürdürmeyin isterseniz? Yanıt verilecek bir üslubunuz yok. Saygı duymuyorsunuz, dalga geçiyorsunuz.
Hem isimlerin birden çok okunuşu var diyor, hem de yazılışa göre ek vermeyi komik buluyorsunuz? Tsawwassen kelimesine, sonu -en ile biten kelimelere nasıl ek veriyorsak, öyle ek verilir. Çünkü telafuzunu kolay kolay kimse bilmez.
Dilbilimcilere sorun bakalım, akıcı bir cümle içinde Apple’yi yazılışı mı yoksa Apple’ı yazılışı mı okumayı kolaylaştırıyor. Bu yazılı bir kural değil. Görgüsü, okumuşluğu olan ve “doğru bulan” uygular.
Size daha fazla yanıt vermeyeceğim. Beni bunalttınız artık. Dilediğiniz kadar yazabilirsiniz. Ama bu siteyi ziyaret ederken, nasıl bir yayın politikam olduğunu anlayamamışsınız. Benim kimsenin gönlünü hoş tutmak gibi bir çabam yok. Benim üslubum bu, hoşnut kalmayan ziyaret etmez. Aslında gönlümden geçen sizin burayı hiç ziyaret etmemeniz. Ama kim olursa olsun, herkese kapım açık. Kimseye bireysel olarak git diyemiyorum.
Sitemde tutarsızlık yok, tam aksi istikrar abedisiyim. İstikrarsızlık Apple bayisine ya da diktatörlüğe dönüşen Macintosh sitelerinde. Tiger’e Kaplan demek çok ters olduğu için yazmıyorum. Oysa Leopard zaten Leopar olarak dilimize yerleşmiş. Leopar daha kullanışlı olduğu için onu tercih ediyorum.
Ben burada kesiyorum, lütfen artık bana hitaben yazı yazmayın. Muhatap olmak istemiyorum sizinle. Kendi sitenizden istediğiniz kadar küfür edebilirsinz. Yolunuz açık olsun.
Ozgur,
dvd = digital versatile disc
bilgine,
Merhaba,
Konu hakkındaki naçizane fikrim apple’ın kullanılması ancak makalelerde gecen ilk apple kelimesinin yanına paragraf içinde okunuşu (epıl) yazılabilir.
Konu hakkında TRT’den bi video http://www.youtube.com/watch?v=S54apxVdO0w
Sevgi ve Saygılarımla
Dexter
Apple’ın (epıl) ya da Apple’nin, tercih meselesidir. İsteyen okuyucuya okunuşunu verir, isteyen de yazılışa göre ek verir. İki durumda da okumayı yavaşlatacak durumun önüne geçilir, okuma verimi arttırılır. Ben yazılarımda artık ikinci kullanımı tercih ediyorum.
Videodan (öğretmen öğrencilere sorar):
- Senin adın ne çocuğum?
- Bilekşadov
- Senin?
- Kıreyziboy
- Senin adın ne?
- Matriks
- Sizin normal adınız yok mu?
- Bir zamanlar vardı…
barishnewyork,
DVD’nin açılımlarından biri dediğin gibi Digital Versatile Disc’tir ama Digital Video Disc olarak da geçer. Bu iki açılım da kullanılmaktadır.
Sayın Tolga,
Sayın erinc’e hitaben cevabınızdaki üslubunuz çok rahatsız edici. Site sizin olsa bile buraya yorum yazan bir insana -ki gayet normal ve medeni yazılmış bir yoruma- karşı agresif ve alıngan tutumunuz hoş değil. Ben normalde bu ve birçok tartışmada fikirlerinize katılıyorum ama herşey saygı çerçevesinde olmalı.
erinc adlı üyeyi tanımam etmem ama bugün ona dün başkasına yarın diğerine yaparsanız burda kimse kalmaz.Sizin, kimseye ihtiyacım yok, ben zevkine yapıyorum bu siteyi, sözlerinizi asla ciddiye almıyorum.
Siteniz bir blog olmaktan öteye geçerek bence Türkiye’deki en doyurucu ve güncel apple haberleri sitesi şu anda. Diğer Apple mürit-fanatik siteleri ki geniş kadrolu ve bolca imkana sahip olmalarına rağmen tek başınıza yaptığınız bu çalışmaya yetişemiyorlar.
Sonuç olarak gelin ağzımızın tadını bozmayın.
Siz bu güzel siteyi yapmaya geliştirmeye devam edin. Bizde okumaya yorumlamaya ve katılıma devam edelim.
Bu bir pazarlık önerisi değil, çünkü hemen, size ihtiyacım yok! diyip atarsınız.
Bu karşılıklı fayda paylaşımına yönelik bir öneri sadece.
Sevgili yakaza,
Sözünü ettiğiniz zatın amacı, saygı çerçevesinde fikir belirtmek değildi. Amaç benimle dalga geçmek, bana had bildirmekti. Yani yazdıkları eleştiri değil, sövgü temelliydi.
Daha önce defalarca yazdım. Bu siteyi kuruşum, yönetim felsefem belli. Tabuları yıkmak ve Bu siteyi ziyaret etmeyin başlıklı yazılarla bazı şeyleri açıklığa kavuşturmuştum. Bu yazı da üçüncüsü oldu. Kimsenin paşa gönlünü hoş tutmuk gibi bir amacım yok. Ben kendi çizdiğim yoldan gidiyorum.Takip edilir bulan, takip eder; etmeyen etmez. Bu siteden bir kazancım yok. Ben yılık bir altyapı masrafını ve bu siteye her gün harcadığım 3-5 saatimi (işgücümü), ukalâ insanlarla polemiğe girmek için harcamıyorum. Sitenin ziyaretçi sayısını bile takip etmiyorum. Rakamlarda değilim çünkü. Baktım ki hiç kimse ziyaret etmiyor, baktım ki kendim de sıkılmışım, siteyi kapatırım, olur biter. Siz ciddiye almamaya devam edebilirsiniz.
Bu tür saçmasapan polemikler ortaya çıktıkça, nefretim daha da artıyor. Bundan sonra, polemiklere, bu yazıdaki tavrımın onda biri kadar bile tahammül etmeyeceğim…
ozgur,
Hayir oyle iki acilim filan diye birsey yoktur.
Senin dedigin gibi olsa data dvd ler icin baska bir isim kullanilirdi.
dvd nin tek bir acilimi vardir.
data dvd tabirini duymussundur, senin dedigin gibi olsa herhalde cok sacma olurdu
data digital video disc gibi bir sey cikardi.
barishnewyork,
kaynağa güvenmeyebilirsiniz ama
http://en.wikipedia.org/wiki/Dvd adresinde aynen şu cümleler geçiyor:
“DVD (also known as “Digital Versatile Disc” or “Digital Video Disc”) is an optical disc storage media format that can be used for data storage, including movies with high video and sound quality.”
“DVD” was originally an initialism for “Digital Video Disc.” Some members of the DVD Forum believe that it should stand for “Digital Versatile Disc” to reflect its widespread use for non-video applications. Toshiba, which maintains the official DVD Forum site [2], adheres to the latter interpretation, and indeed this appeared within the copyright warnings on some of the earliest examples. However, the DVD Forum never reached a consensus on the matter, and so today the official name of the format is simply “DVD”; the letters do not officially stand for anything.
nymphe,
Kaynaga guvenmek yada guvenmemek degil soz konusu,daha fazlada uzatmak istemiyorum aslinda ama…
google’a ” whats dvd stands for?” ( dvdnin acilimi nedir ?) ve cevabini kendiniz gorun.
Güvenmek olmadığını söylüyorsunuz ancak yukarıda dVd=digital versatile disk , bilgine diyerek o kadar kesin konuşmuşsunuz ki, cevap veremeden geçemedim.
ardından da, “Hayir oyle iki acilim filan diye birsey yoktur.
Senin dedigin gibi olsa data dvd ler icin baska bir isim kullanilirdi.
dvd nin tek bir acilimi vardir.” diyerek yine kesin konuşmuşsunuz..
Halbuki internette goglein gösterdiği ilk şeye bakıyorsanız bir ara Fransa’nın savaş başarılarını arattırdığınızda “Üzgünüz hiç bir sayfa bulunamadı” diyordu.
Uzun lafın kısası, okuduğum tüm kaynaklarda DVD için her iki terimin de kullanıldığı, hatta daha fazla açılımın da olduğu, ancak en sonunda ortaya hiç bir tanımın kabul görmediği sonucu çıktı.
“The DVD Forum decreed in 1999 that DVD, as an international standard, is simply three letters.” (1)
Eğer Özgür’ün dvdyi dijital vidyo disk demesi ne kadar hatalıysa, sizin de dijital versatile disk demeniz o kadar hatalı. Ve yine bu sebeple “uzatmak istemiyorum ama..” gibi cümlelerle başlayıp yine bildiğinize inandığınız şeyi ısrar etmeye çalışmayın.
Bunun aksini de gösteren bir kaynak bulabilirsiniz taiki, o zaman konu internetin güvenilirliğinin ne kadar yüksek olduğuna gelecektir…
(1) http://www.dvddemystified.com/dvdfaq.html#1.1
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz demişler, boşa değil. Konu Türkçe’nin doğru kullanımı ve/veya deformasyonu ise eğer, fikir beyan ederken çok daha dikkatli hareket etmek gerekiyor. Apple’yi örneğinde olduğu gibi, “bu yazılış hatalıdır” diyebilmeniz için, “bunu sadece siz kullanıyorsunuz” veya “okunuşu epıl olan bir kelime bu şekilde ek almaz”dan fazlasını söylemeniz gerekir. Kaldı ki, niyetiniz üzüm yemek ise, konu ile ilgili eleştirilerinizi özelden yürütmeniz çok daha samimi karşılanır.
Aziz Nesin “bir sürü” yerine “bisürü” tabirini kullandığında bunun nedenini sormuşlar. “Bir sürü” diye birşey yoktur da ondan diyerek kesip atmış. Ethem Tolga ise konuyu araştırdığını ve tercihinde bir tutarsızlık olmadığını da dile getirdi üstelik. Doğru bilinen yolda ilerleyiş hiçbir engele takılmaz. Sonuçları da muhatabını bağlar. Bu kadar basit.
Ben siteyi bilgi ve fikir paylaşımı çizgisinde takip ediyorum ve temel yaklaşımım verilen emeğe saygıdır. Şekil detayları ile ilgilenmiyorum, anlaşılmaktır önemli olan. Yabancı bir kelimenin aldığı ek verilen mesajı anlaşılmaz kılıyorsa, önce kendi samimiyetimizi sorgulayalım. TDK veya TRT de beni bağlamaz. Aranızda çokoturgaçlıgötürgeç (Otobüs) kelimesini benimseyen var mı?.. Birinin bilimadamı, diğerinin biliminsanı tabirini kullanması da sizi rahatsız ediyor mu? Duayen dahi olsa, hiçkimse dil konusunda bir başkasına dayatma yapamaz. Yeter ki dejenerasyona yol açmayalım.
Sayın Tolga;
aklı başında herkesin, anadilinin doğru kullanılması ve bu kullanımın korunması konusunda bir tavrı olması gerekir. Bu yüzden yabancı isimlerin ve bu isimlerin aldığı eklerin imlası konusundaki uygulamalarınızı bir tercihten öte bir tavır olarak algılıyorum. Kuşkusuz bu doğru ve saygı duyulacak bir girişimdir.
Ancak sahne sanatları bölümünde çalışan bir akademisyen olarak bazı noktalara değinmek istiyorum. Umarım bunu ukalalık olarak nitelendirmezsiniz. Amacım aklım, bilgim el verdiğince tavrınıza destek olmak. Yabancı dilden dilimize hızla giren kelimeler ve bunların kullanımı konusunda, dil kurumunun içinde bulunduğu ataleti, medyanın duyarsızlığını bu gibi tavırlarla belki birazcık da olsa aşabiliriz.
Sorunun kaynağının, dil bilim ile fonetik (seslendirme bilimi) arasındaki çatışmadan kaynaklandığını düşünüyorum. Daha doğrusu eski dil bilimcilerin, fonetik kurallarını görmezden gelmesinden kaynaklanıyor.
Türkçe, bize okulda öğretildiği gibi yazıldığı gibi okunan bir değildir. Bu fark yöresel ağız ve şivelerden kaynaklanan bir fark değildir. İstisnaların aksine kurallarla belirlenmiştir. Örneğin, dilde “en az çaba yasası” olarak adlandırdığımız bir yasa vardır. Bu yasa, kelimenin seslendirme sırasında en az çaba ile ağızda boğumlanmasını ve seslendirilmesini uyarır. Ne kadar az çaba? diye sorulacak olursa, bu kişiye göre değişmez. Bu yüzden de bunun kurallarını belirleyen fonetik diye bir alan bulunur. Örneğin “yapacağız” kelimesini öyle okumayız, “yapıcaaz” diye okuruz, “gideceğim” demeyiz “gidicem” deriz. Tabi seslendirme ile ilgili örneleri yazıyla aktarmak zorunda olduğum için çok fazla detaya giremiyorum. yukarıda ozgur isimli kullanıcının da değindiği gibi “öge” yazıp “öe” okuruz. Zannedildiği gibi “Ğ” harfi seslendirilmez. Seslendirmeye kalkarsak öğürtü benzeri sesler çıkarırız.
Şimdi bütün bunların benim uygulamamla ne alakası var derseniz şunu demek istiyorum. Bir kodlamalar bütünü olan dili öğrenirken, sadece nasıl yazıldığı değil nasıl okunduğu da önemlidir. bu da sadece doğru aktarımla olabilir. Yabancı kelimelerin seslendirilmesindeki esas da kaynağının seslendirmesidir. Herkes aynı kelimeyi aynı şekilde telaffuz etmiyor, düşüncesi de doğru değildir. Her dilde baskın olan bir ağız vardır ve o dilin en güzel temsilcisi olarak o örnek gösterilir. İstanbul Türkçesi, Paris Fransızcası, Toscana İtalyancası, Londra İngilizcesi gibi. Diğer ağızlar o dilin yöresel renkleridir.
Dolayısyla “apple’yi” kullanımındaki amacınızı anlasam da kelimenin orijinal seslendirmesini bilmeyenler için bir kör nokta oluşuyor. Şahsen adımın başka dillerde rastgele bir şekilde seslendirilmesini istemem. O zaman bir kodlama olan dilin biçimsel bütünlüğü bozulur. bozuk biçimden de doğru anlamsal içeriğe ulaşamayız. İletişim aksamış olur.
Buradaki en mantıklı çözüm yukarıda Dexter adlı üyenin de söylediği gibi yabancı kelimenin ilk yazıldığında parantez içinde okunuşunun verilmesi olarak bulunmuştur.
Sizin de şikayet ettiğiniz gibi ben de bir çok kez yazı içinde geçen fransızca kelimelerin okunuşuna takılıp yazıdan soğuduğum olmuştu. Ancak sizin uygulamanızda da şöyle bir sorun oluyor. kelimenin okunuşunu biliyorsam, bu defa da sizin imlanıza takılıyorum. bazı arkadaşların “komik oluyor” dedikleri durum bu sanırım. Yani bu uygulama da akıcılığı önleyebiliyor. “Apple’yi yazar epılı okuruz” pratik olarak pek mümkün değil. Çünkü kelimeleri zihnimizde seslendirdiğimiz şekliyle hatırlıyor ve okuyoruz. Oysa bu uygulamada seslendirmeyle imlayı örtüştüremeyecek kadar büyük bir fark var.
Yabancı kelimelere getirilen ekler kuralı, hem fonetik öncesi kuramlara dayanıyor hem de dillerin ve kültürlerin daha sık temas içinde bulunduğu çağımız iletişimde biraz eski ve yetersiz kalıyor. Sadece kendi dilimiz ve onun kuralları içinde devinmek yanlış değil ancak evrensel düzeyde yetersiz diye düşünüyorum.
Sesli düşünüp konuya bir çözüm bulayım derken sanırım sıkıcı olacak kadar lafı uzattım. Ancak yanlış öğrenilen ve aktarılan o kadar çok nokta var ki bunları toparlamak zor oluyor.
Amacım çözümlenmesi gereken bir soruna akılcı yaklaşmaya çalışmaktı.
Saygı ve sevgilerle.
Doğrusu, basit bir ek konusunun, bu kadar uzayabildiğine inanamıyorum. Yabancı özel isimlerin okunuşunu, Türkçe okuyup-yazan insan bilmek zorunda değil. Yazar “Apple’yi” yazdığında, kişi okunuşun epıl olduğunu biliyorsa, epılın diye anlar. Kelimenin okunuşunu bilmiyorsa, “aplenin” diye okur ve hiç takılmadan geçer. Bu yazılı bir kural değil, bir görgü meselesidir.
Örneğin, Norveçli yazar Knut Hamsun. Bu kişi Norveçli. İsmi de Norveççe. Bu yazarın 1920′de aldığı Nobel ödülünden bahsederken, “Knut Hamsun’un aldığı ödül…” şeklinde yazarız. Yazarın isminin Norveççe okunuşuna göre ek vermenin anlamı nedir? İngilizce, Almanca, Fransızca, Portekizce ya da başka bir dil, kelime yazılışında son hecede hangi sesli harf varsa, ben ona göre ek veriyorum. Bu sitedeki yazım biçimim de artık böyle. Benden farklı düşünemezsiniz demiyorum, ben böyle yazacağım diye bir beyanda bulunuyorum. Ben bu konuda kendi kararını verebilecek bilgi birikime sahip bir insanım. Bu kadar basit.
Sokaktaki insanın dili keyfiyen esnetişinden yola çıkarak, diller için “yazıldığı gibi okunmuyor” diyemeyiz. Bu bence mümkün değil. ABD’de “vaççu duğin” (what are you doing) diyen kişiyle, Türkiye’de “gidiyonmu” diyen kişi arasında bir fark yok. Ama bu deyişler dili kılıfa sokamaz. Çünkü bireysel tercihtir. Ben şahsen, özel hayatımda da, iş hayatımda da, ev hayatımda “gidiyor musun?” diyorum. Bu bir tercih. Dilin kullanımı bireyden bireye değişir. Kişi sokakta “gitçez” der, cumhurbaşkanı seçilince konuşma yaparken ise “gideceğiz” der. Yani sonuçta gideceğiz diye okuyan bir kişi bile varsa, dile o tür kılıf giydiremeyiz.
Sinemadan siyasete, fotoğraftan teknolojiye kadar pek çok alanda yazı yazabilen bir birey olarak, ben yazılarımda yabancı özel isimlere yazılışa göre ek vermeyi tercih ediyorum. Yazılarıma tahammül edemeyenler için yapabileceğim hiçbir şey yok. Kimse kusura bakmasın.
Sitenizi Apple konusunda çok aydınlatıcı ve başarılı buluyorum, sürekli takip ediyorum, elinize sağlık, teşekkürler…