Macintosh felsefesi nereye kayboldu?
19 Ocak 2007 Kategori: Görüş, Okur Postası
Bugün bir okur mesajı yayımlayacağım. Selim Yasavul’un mesajı, hiç tereddüt etmeden altına atabileceğim bir yazı:
Biraz önce, Steve Jobs’un 1984 yılında Macintosh’u piyasaya sürerken yaptığı sunumu izledim. Gerçekten çok enteresan. Birçok açıdan yorumlamak mümkün. O günlerde Apple’ın rakibi Microsoft değil, IBM. Jobs da IBM’i tekel olmakla suçluyor ve hattâ Macintosh 2’nin reklam stratejisini de bu söylem üzerine kuruyor. Peki Jobs şimdilerde ne yapıyor? Tekel olmak istiyor. Müzik çalar pazarı ile dijital medya pazarında açık ara tekel oldu bile. Bunun üzerine “Mac üstü Windows”, “az pilav üstü kuru” gibi stratejilerle hedef kitlesini genişletmenin planlarını yapıyor. 1984’te mükemmel bir şekilde ortaya koyduğu Mac ruhunun içine ediyor. Diyebiliriz ki, Apple nihayetinde bir şirket, daha fazla para kazanmak için ne gerekiyorsa onu yapacaktır. Ancak Apple’ı bugüne değin diğer firmalardan ayıran şey de her zaman Mac ruhunu korumaya öncelik vermesiydi.
Bu yoruma katılmamak elde değil. İşte Apple, ilk kişisel bilgisayarı icat edip tabuları yıktığı dönemlerden bugünlere kadar geldi. Tozları bırakın, üfleyince bile çizilen iPod’ları pazarlama dehasıyla bir numara yapıp, peşine de iTunes’i ekledikten sonra, aslında tekelin ne tatlı bir iş olduğunu öğrenmeye başladı. Şirket felsefesinin değil, satış rakamlarının önemli olduğunu kavradı ve Intel’e geçti. Macintosh’u önce Mac, sonra Apple PC yaptı. Felsefeye melsefeye değil, sadece satış rakamlarına önem verdiğinden, MacBook ve MacBook Pro rezaletine imza attı. Hemen ardından şirket ismindeki bilgisayar kelimesini de attı, Microsoft olma yolunda son sürat devam ediyor. Devrimci Steve Jobs, yavaş yavaş fırsatçı Bill Gates’e dönüşüyor. Macintosh felsefesi çöküp giderken, Apple bayileri ve hissedarlar Steve Jobs’u ayakta alkışlıyor…
“Macintosh felsefesi nereye kayboldu?”: 1 Yorum
Yorumunuzu Yazın
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Anlamadığınız bir nokta var. Bilgisayar ve elektronik dünyası bugün kıran kırana rekabetin yaşandığı çok oyunculu devasa bir endüstridir. Bu endüstride yer alabilmek için sert oynamak zorundasınız. Başka türlü yaşayamazsınız. Daha kişisel bilgisayar diye bir kavramın olmadığı, garaj şirketlerinin ortalıkta rahatlıkla at koşturduğu bir zamanda doğan Apple’ın, o dönemdeki naifliğiyle bugünkü piyasada var olması sizce mümkün olabilir miydi? Acı bir şey belki ama gerçek hayatta her şey Hollywood filmleri veya peri masalarındaki gibi idealizmin zaferiyle sonuçlanmıyor. iPod iTunes piyasaya sürülmeseydi ve Intel’e geçiş olmasaydı sizce bugün daha mı kaliteli Apple ürünleri kullanıyor olurduk? Muhtemelen bunlar olmasaydı Apple bugün ya can çekişiyor olurdu ya da devasa şirketlerin biri tarafından satın alınmış olurdu. İster beğenin, ister beğenmeyin ama iPod iTunes’un bugün doğrudan veya dolaylı bir şekilde Mac’leri sübvanse ettiğini inkar edemezsiniz.
Maalesef olaylara tek yönlü bakıyorsunuz ve öfkeniz yüzünden siyah ve beyaz dışında da renkler olduğunu unutuyorsunuz.