Gmail 5 yaşında
Google’nin internet dünyasına en büyük armağanlarından biri olan Gmail, bir devrin kapısını aralayan e-posta hizmeti, beş yaşında. İlk duyurulduğunda 1 Nisan şakası zannedilen Gmail, 5-10 MB kotalı e-posta hesaplarıyla farkında olmadan sefilleri oynayan internet kullanıcılarına adetâ çağ atlatmış, 1000 MB kotası ve 20 MB dosya gönderme sınırıyla günün koşullarında sınırları yıkıp geçmişti. Üstelik mesele sadece kota da değildi. Ortalama internet kullanıcısına AJAX’ın ne menem bir şey olduğunu gösteren yenilikçi arabirimi, e-posta arama seçeneği sunması, e-postalara bakarken sohbet edebilme imkânı vermesi (artık sesli ve görüntülü), Gmail’in güzelliklerinden sadece birkaçıydı. Gmail’in furyaya dönüşen bir özelliği de, ilk dönemlerde uygulanan davetiye usulüyle üyelik sistemi idi.
Komplo teorisi sevenlerin e-postaların silinmemesi konseptini (rakipler yapmıyormuş gibi) ulusal -ve nasıl oluyorsa bireysel- güvenlik meselesine dönüştürdüğü ilk günler çok geride kaldı tabii. Gmail bugün dünyada 52 dilde, on milyonlarca insan tarafından kullanılıyor. Elbette BETA olarak. Hâlâ!
MacHeist’ten yeni fırsat paketi
Bulmaca dolu oyunlarının üçüncü sezonunu da başarıyla tamamlayan MacHeist ekibi, yeni bir yazılım kampanyasıyla karşımızda. İndirimli yazılım paketinde, 12 yazılım sadece 40 dolara sunuluyor. iSale, Picturesque, SousChef, World of Goo, PhoneView, LittleSnapper, Acorn, Kinemac, WireTap Studio, BoinxTV, The Hit List ve Espresso‘dan oluşan yazılımların toplam değeri 900 doları aşıyor. Son üç yazılım, satın alınan paket sayısı arttıkça pakete dahil olacak. 7 Nisan’a kadar sürecek kampanyada, yine rekor kırılması bekleniyor.
Önceki kampanyaları kaçıranlar, bu paketi mutlaka incelemeli. Pakette çok faydalı yazılımlar var. Her zaman olduğu gibi, ödediğiniz paranın %25’i çeşitli yardım kuruluşlarına gönderiliyor. İlk paketi satın almış biri olarak, bu kampanyadan da faydalanmayı düşünüyorum.
Beyaz MacBook’a donanım güncellemesi
Apple, alüminyum MacBook‘ları piyasaya sürdüğü sırada, FireWire tepkilerini azaltmak için olsa gerek, satışta bıraktığı beyaz MacBook modelini sessiz sedasız güncelledi. 1000 dolar fiyatlı (ABD) giriş seviyesi MacBook, yıl içinde içinde çıkması beklenen Kar Leoparı (Mac OS X Snow Leopard) için “bir miktar” güncellenmişe benziyor. Söz konusu modeldeki sistem veriyolu hızı 866MHz’den 1066MHz’ye, standart bellek 1GB’den 2GB’ye, paylaşımlı ekran kartı yongası Intel GMA X3100′den OpenCL destekli NVIDIA 9400M’ye ve de desteklenen Bluetooth sürümü 2.0′dan 2.1′ye yükseltilmiş. Fakat hangi akla hizmetse, sistemde 1,066MHz DDR3 bellek değil 667MHz DDR2 bellek kullanılmaya devam ediyor.
Çok şükür, beyaz MacBook’ta FireWire yerinde portu duruyor. Ona dokunmamışlar. Ayrıca DisplayPort‘a da geçiş yapılmamış. Bu modelin, en iyi ihtimalle, birkaç aylık ömrü var. Yani Apple’den FireWire portu bulunan, hesaplı, küçük boyutlu ve de en önemlisi PC görünümlü olmayan dizüstü alabilmek için son şans…
Kriz Macworld 2009′u da vurdu
Başlık konuyu yeterince açıklıyor, uzatmaya gerek yok. Zaten bu bayram telaşında, fazla vaktim de yok. Eskiden en büyük Macintosh fuarı olarak bilinen, fakat son yıllarda daha çok “elektronik zımbırtı fuarı” olarak bildiğimiz, her yıl San Fransisko’da düzenlenen Macworld Expo, bu yıl önemli katılımcılardan yoksun kalacak. Örneğin yazılım devi Adobe, bu yıl Macworld’a katılmıyor. Yine fuarın büyük katılımcılarından olan Belkin de bu yıl gösteri alanında yer almayacak. Her iki firma da gerekçe olarak küresel ekonomik krizi gösteriyor. Gerçi Adobe, “başka kanallara yöneleceğiz” türünden kıvrak bir açıklama yapsa da, mesaj alındı. Fuardan çekilen bir diğer marka, sabit disk ve depolama uzmanı Seagate. Google ve birçok firma ise çekilmek yerine, stant küçültmeyi tercih ediyor.
Bu gelişmelerden dolayı, Macworld 2009′un son yılların en zayıf fuarı olacağı tahmin ediliyor. 5 Ocak’ta başlayacak olan fuar, beş gün sürecek ve muhtemelen Apple’den gelen yeni ürün tanıtımlarına sahne olacak. Fakat aralık ayının ilk haftası geride kalmış olmasına rağmen, hâlâ Steve Jobs’un yapacağı sunum duyurulmuş değil. Bu da bir başka soru işareti.
Herkese mutluluk ve keyif dolu bir bayram diliyorum…
DisplayPort gerçeği
Apple geçen ay görünümleriyle “Apple PC” kavramını tamı tamına dolduran MacBook ve MacBook Pro modellerini piyasaya sürdüğünde, dizüstülerde harici ekran bağlantısı için kullanılan DVI’yi kaldırmış, yerine Mini DisplayPort adını verdiği bir yuva yerleştirmişti. Apple bu standart dışı çıkışa gerekçe olarak, tasarıma dair kaygıları gösteriyordu. Fakat ortaya çıktı ki, DVI’den mini DisplayPort‘a geçiş, hiç masum bir adım değilmiş, yine “o kafanın” eseriymiş.
Durum, Ars Technica‘ya gönderilen bir okur mektubuyla orta çıktı. Yeni MacBook’lar, yerleşik HDCP (High bandwidth Digital Content Protection) kopya koruma sistemiyle geliyor. Genelde HDMI çıkışlı görüntü aygıtlarında uygulanan (Apple TV dahil) ve Intel tarafından geliştirilen bu teknoloji, DisplayPort, DVI, HDMI, GVIF ve UDI gibi bağlantılar üzerinden ses ve görüntü aktarımında içerik kopyalamanın önüne geçmeyi hedefliyor. Fakat teknoloji öyle yanar döner ki, kopyalanması serbest içerikleri de engeliyor ve görüntüyle sesin sadece iki HDCP destekli aygıt arasında aktarılmasına izin veriyor.
HDCP’nin MacBook’lardaki yansımasına gelince, elbette konu iTunes’e geliyor. Diyelim ki iTunes Mağazası’ndan aldığınız bir filmi, ki doğal olarak kopya korumalıdır ve kopyalamanız yasaktır, yeni MacBook’unuza dönüştürücü aparatla bağladığınız (VGA) bir harici ekranda ya da projektörde izlemek istiyorsunuz. Dikkat ediniz, kopyalamak değil, izlemek. Fakat izleyemiyorsunuz! Çünkü MacBook’taki HDCP korumaya sahip DisplayPort çıkışı, HDCP desteği olmayan VGA bağlantısına görüntü aktarımını reddediyor ve verdiği uyarıyla son noktayı koyuyor. Ama mesela MacBook’unuzu Apple’nin yeni Cinema Display ekranına bağladığınızda, sorunsuz çalışıyor!
Özetlersek, Apple’nin iTunes Mağazası’ndan yasal içerik satın alıp harici ekranda izlemek istiyorsanız, HDCP destekli bir görüntü aygıtı kullanmak zorundasınız. Aksi halde, para verip satın aldığınız içeriği, harici ekranınızda izlemenez mümkün olamıyor. Ayrıca bu gelişme, Apple bir gün Mac OS X’e Blu-ray desteği getirdiğinde, Blu-ray diskler için de aynı durumun geçerli olacağının işareti.
Tekelci kafa demişken, o konuda da yeni bir gelişme var. Toplama Mac üreticisi diye anılan ve Apple tarafından lisans, telif ve isim hakkı ihlalleri yapmakla suçlanıp dava edilen Psystar, Apple aleyhine ileri sürdüğü iddialar konusunda ağır bir darbe yedi. Davaya bakan hâkim, Psystar’ın Apple’ye yönelik ticareti engelleme, haksız rekabet ve tekelcilik suçlamalarını reddetti. Apple A.Ş.’ye ve müritlerine hayırlı uğurlu olsun.
Madde madde 14 Ekim fiyaskosu
Son yıllarda, düzenlenen her basın toplantısı, birer fiyasko olarak Apple tarihindeki yerini alıyor. 14 Ekim de onlardan biriydi. Bildik Apple vizyonundan çok uzak yeni ürünlerin (MacBook ve MacBook Pro) tanıtılarak tüm Mac kullanıcılarının (enayi müritler hariç) bir şekilde hayal kırıklığına uğratıldığı basın toplantısı, Steve Jobs 2.0 ve çalışma arkadaşlarının dizdiği inciler açısından da tarihe geçecek nitelikteydi. Bence fiyaskoları maddeler hâlinde sıralamak en mantıklısı:
- Blu-ray: Üç buçuk yıldır piyasada ve yaklaşık bir yıldır “oturmuş durumda” olan, neredeyse tüm bilgisayar markalarının tüketicilere sunduğu bu gelişmiş teknolojiye, Mac kullanıcıları hâlâ erişemiyorlar. Seçime bağlı olarak bile. Sebebi ise Steve Jobs 2.0′ın o dillere destan “vizyonu”. Şöyle ki; Jobs hazretleri, basın toplantısının sonundaki soru cevap bölümünde yöneltilen Blu-ray sorusuna yanıt verirken, Blu-ray teknolojisini “dert yuvası” olarak tanımlayıp, daha oturmadığını ileri sürdü! Hayır, olay burada noktalanmıyor. Enayi müritler bu açıklamayı lök diye yutup avunmaya devam ederken, ertesi gün Apple A.Ş. tarafından bir basın bülteni yayımlandı: “ABC, CBS, FOX ve NBC, muhteşem HD içerikleriyle iTunes Mağazası’nda!” Söze gerek var mı? Tüketiciler ancak bu kadar salak yerine konabilir! Jobs kısaca, “Blu-ray neymiş! iTunes neyinize yetmiyor? Kapayın çenenizi, girin kredi kartlarınızı iTunes Mağazası’na” demek istiyor. Salaklığın tarihçesini yazan müritleri anlıyoruz da, insan en azından kafası çalışan tüketicilerin varlığını düşünerek, böyle utanmaz bir açıklama yapmaz. Ama Steve Jobs 2.0 bu. Ağzı torba değil ki, büzesin…
- FireWire: 14 Ekim’in getirdiği fiyaskoların en önemlisi, hiç kuşku yok ki, Apple’nin FireWire teknolojisini tasfiye sürecini başlatmış olmasıydı. Yeni MacBook, FireWire bağlantısını desteklemiyor. Yani video kamera, DVD yazıcı, harici disk, görüntü yakalama kartı vb. FireWire donanımlarınızı ve Hedef Disk Modu’nu artık kullanamayacaksınız. Yıllardır gerçek verim ve uyumluluk için Macintosh platformunun temellerinden sayılan FireWire tabanlı donanımlara yönlendirilen Mac kullanıcıları, o teknolojinin geliştirilmesinde öncü olan firma tarafından bugün ortada bırakıldılar. Fakat bu durum Apple’yi ilgindirmiyor. Çünkü onların hedef kitlesi, FireWire ile hiçbir işi olmayan Windows kullanıcıları. Onlar sahneye çıkıp, sistemlere Windows kurulabilmesini övüyor ve o kitleyi hedefliyorlar. Dahası, Steve Jobs 2.0′ın FireWire konusunda serzenişte bulunan bir kullanıcıya gönderdiği yanıt, internette dolaşıyor. Hazret tek cümleyle “USB 2 kullan” diye kestirip atmış. Yanıt, “o zihniyeti” gayet iyi özetliyor…
- Mat ekran: 14 Ekim fiyaskoları saymakla bitmiyor. Bir diğer önemli konu da, mat ekran meselesi. Bu kale de düştü! Aynı soru cevap bölümünde Jobs, çok net bir ifadeyle, “Tamamen parlak ekrana geçiyoruz, başka seçenek olmayacak” dedi. Phil Schiller ise muhteşemdi: “Yansımaları parlaklık ayarıyla dengeleyebiliyorsunuz. Dizüstü bunlar, ekranı çevirirsin, olur biter!” Özellikle grafik ve baskı profesyonellerinin on yıllardır güvenerek bilgisayar satın aldığı yöneticiler, bunlarmış demek ki…
- Çevre: Apple, çevre konusunda göstermelik adımlar atmayı sürdürüyor. Jobs hâlâ sahneye çıkıp, ancak ana okulu çocuklarını tavlayacak bir tavırla, uzun uzun ürünlerin kutularının küçülmesinden bahsediyor. Şaka gibi. Toksik maddelerin kullanımının azaltılması vb. atıldığı söylenen bazı adımlar da var. Fakat tıpkı 3 kat hızlı, 5 kat hızlı palavraları gibi, bu söylenenler de inandırıcı olmaktan çok uzak. Ki bu konuda Apple’yi yakından takip eden Greenpeace de şüpheci yaklaşıyor ve MacBook’ların PVC ve BFR’den tamamen arındırılması gerektiğini vurguluyor. Apple, Greenpeace’nin çevreci markalar listesinde hâlâ en alt sıralarda.
- Fiyat artışı: Tabii bir de fiyat konusu var. MacBook yenilendi ve yeni neslin giriş fiyatı bir anda 1300 dolar seviyesine yükseldi. Satışta bırakılan beyaz MacBook, fiyat artışını bir süre gizlemek ve FireWire serzenişlerini susturmak için yapılmışa benziyor. Belki de ABD dışında satılmayacak bile? Öyle ya da böyle, sonuçta 13.3-inç MacBook’un fiyatı 200 dolar kadar artmış durumda. Üstelik FireWire desteklemeyen bir MacBook!…
14 Ekim’den çıkan tek olumlu şey, Apple’nin CD yazıcılı dizüstü satmaktan nihayet vazgeçmesi oldu. Eh, neredeyse 2009 yılına giriyoruz. Lütfettiler!
Enayi müritler hâlâ vizyon vizyon deyip dururken, Steve Jobs 2.0 vizyonsuzluğun tarihçesi üzerine yazdığı kitabın üçüncü cildini bitirdi bile…
Basın toplantısı çılgınlığı
Apple’nin yeni dizüstüleri tanıtmak üzere düzenleyeceği basın toplantısına saatler kala, ortalık iyice toz duman olmuş durumda. Son dakika söylentileri, yeni fotoğraflar, yeni tahminler gırla. Mac siteleri okunmaz hâle gelmiş durumda. En iyisi, bu çılgınlıktan uzak durup, TSİ 20.00′da gerçekleştirilecek toplantıyı beklemek. En azından ben öyle yapacağım.
Her zaman olduğu olduğu gibi, basın toplantısından bildiğimiz şekilde (metin ve resim tabanlı) canlı yayınlar yapılacak. Başlıca kaynaklar arasında Engadget, Macworld, Gizmodo ve Ars Technica var. Dilediğinizi seçip gelişmeleri anbean takip edebilirsiniz.
Mac Dünyası’nda bugün canlı çeviri yayını olmayacak. O zahmete katlanamayacağım. Basın toplantısı sona erip ürünler hakkında ayrıntılar belli olduğunda, ben de bir görüşlerimi yazacağım.
Apple suçu NVIDIA’ya attı
Apple önceki gün yayımladığı destek makalesiyle, okuyanları şaşırttı. GeForce 8600M GT ekran kartlı MacBook Pro’larda görülen görüntü sorunları için hazırlanan makalede, özetle, kullanıcıların yaşadığı problemler kabul ediliyor ve ücretsiz onarım ya da para iadesi vadediliyor. Buraya kadar her şey normal. Fakat destek makalesine öyle bir giriş yapılmış ki, Apple adetâ NVIDIA’yı kullanıcılara şikâyet ediyor. NVIDIA temmuz ayında grafik işlemcilerinde hata olduğunu kabul etmişmiş, Apple’ye “senin sistemlerinde sorun yok” garantisi vermişmiş, fakat 7 gün 24 saat tüketicilerin iyiliğini düşünen “sevgi kelebeği” Apple, hiç üşenmemişmiş, araştırmışmış, soruşturmuşmuş ve sorunun MacBook Pro’larda da olduğunu keşfetmişmiş!
Daha neler artık! İnsan sormadan edemiyor: İki yıldır neredeydiniz? Kullanıcılar bas bas bağırırken, neden incelemediniz? Neden NVIDIA açıklama yaptıktan sonra, bir ayağı çukura düştükten sonra, suçu ona atarak açıklama yapıyorsunuz? Sattığınız bilgisayarlar NVIDIA logolu mu, Apple logolu mu?
Dikkat ediniz, destek makalesini Hilmi dayının mahalle bakkalı değil, 100 milyar dolarlık Apple A.Ş. yayımlıyor. Hani şu, iPod’dan çıkan virüsten bile Microsoft’u sorumlu tutacak kadar kendisini kaybetmiş “kusursuzluk hastası” şirket…






